BOYA KALEMLERİ

Serin bahar rüzgarının yüzüne vurduğunu hissetti. En sevdiği. Artık yorulmuştu sabahtan beri ayaktaydı. Bugün erkenden kalkıp ofise gitmiş öğlene kadar çalışmıştı. Cumartesi rehavetine rağmen işler yolunda gitmiş, bir aksilik çıkmadan öğleni bulmuştu. Arada karısıyla mesajlaşmış kızının okul alışverişine gitmek üzere sözleşmişlerdi. Ofisten çıktıktan sonra otomobilini servise bırakmış tamirhanenin bulunduğu semtten belediye otobüsüne binerek karısıyla buluşacağı AVM ye gelmişti. İşte şimdi Alışveriş Merkezinin önünde beklerken esen bu rüzgar onu biraz olsun ferahlatmış ''oh be!'' dedirtmişti. Hayat buydu işte, açık hava ve bir nebze de olsa özgürlük hissi. Sorumluluklar devam ediyordu elbet hafta sonu demek tam anlamıyla dinginlik anlamına gelmiyordu onun hayatında ama işte bu on, on beş dakikalık mola bile keyif verebiliyordu insana.

Esin tam sözleştikleri saatte kızıyla birlikte buluşma yerine geldi. Okula yeni başlayacak olan kızının kırtasiye alışverişiydi bu hiç geç kalınır mıydı canım. Böyle önemli olaylara bir tören havası vermeye bayılırdı karısı, hayatın keyifli yönlerinden biriydi bu onun için. Gerçi kendisi de severdi böyle dönüm noktalarını ama eni konu şu anda yapacakları sadece bir alışverişti daha doğrusu alış. En sevmediklerinden. Güle oynaya içeri girdiler burada kırtasiye alışverişi yapacakları sadece iki mağaza vardı ama ne mağazalar! Kitaptan deftere oyuncaktan hediyelik eşyaya kadar bin bir çeşit, seç beğen al. Kızı büyük bir neşeyle oradan oraya koşuyor arada sevinç çığlıkları atıyordu onun bu coşkun hali hem çok hoşlarına gidiyor hem de de etrafı rahatsız etmesinler diye arada uyarmayı ihmal etmiyorlardı. İlkokul birinci sınıfa giden bir çocuğa ne alınırdı? Doğrusu hiçbir fikri yoktu ona kalsa bir iki kurşun kalem, kırmızı kalem illaki, silgi, bir de kalemtıraş. Ha kalem kutusu da lazım ve defter. Tabii silgi dediğin kokulu olur hele ki küçük bir kız için. O ilkokula giderken buydu alışveriş listesi defter dediğin de öğretmenin talimatına göre alınır zati. Derken iş uzadı, alışveriş sepeti dolmaya başlamıştı bile demirbaşlar alınmıştı. Tam bitti artık galiba derken Esin birden ''A neredeyse unutuyorduk resim defteri, boya kalemleri '' diyerek kolundan çekiştirdi onu. Boya kalemleri mi?

Burnunun direğinin sızladığını hissetti kırmızı plastik bir kutudaki boya kalemleri gözünün önünde dans ediyorlardı adeta.

Sekiz yaşındaydı o yıl, ikinci sınıfa gidiyordu, kendini bildi bileli annesiyle babası hemen hemen her hafta sonu geceleri saza giderlerdi. Saz’ın ne olduğunu küçükken pek anlamazdı ama eğlendikleri müzikli bir yere gittiklerini biliyordu. Daha küçükken öyle gecelerde üst kattaki teyzeye bırakırlardı onu. İşte bu saz kelimesi de buradan çıkmıştı ‘’Ben de geleceğim sizinle nereye gidiyorsunuz siz bensiz?’’ diye direttiği zamanlarda “ SAZ’a gidiyoruz biz oraya çocuklar gitmez derlerdi.” Ama işte bu sene artık onu da yanlarına alıyorlardı cumartesi geceleri gezmeye giderken. SAZ dedikleri yerin ne olduğunu artık çok iyi biliyordu canlı müzik olan restoranlardı bunlar. Yazın bunlardan birkaç tanesine annesiyle babasının yakın arkadaşları olan bir aileyle birlikte gitmişlerdi. Onların da onun yaşında bir oğlu vardı ve birlikte çok eğleniyorlardı. Bu cumartesi ise babasının bir arkadaşının restoranına gelmişlerdi evden çıkıp sokağın köşesinde duran taksilerden birine binmişler babası Beyoğlu’na gideceklerini söylemişti. Gittikleri yer pek garip gelmişti ona daha önce gittikleri yerlerde bir dans pisti olurdu burada öyle bir yer yoktu. Müzik aleti çalan da yoktu. Masaların üstünde tavandan sarkan çıngıraklar, duvarlarda da kesilip yapıştırılmış kütükler vardı. Çok geçmeden annesiyle babasının diğer arkadaşları da geldiler. Fakat hiçbirinin yanında çocuğu yoktu, yaşıtı olan arkadaşını sordu o ailenin o gece gelmeyeceğini öğrenince çok üzüldü. Fena halde canı sıkılmaya başlamıştı ne müzik vardı burada ne arkadaş ne yapacaktı o şimdi. Restoran yarı doluydu duvarları incelemeye başladı kütüklerin üzerinde yazılar vardı “Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul’un seni aradım kadehlerdeki dudak izlerinde” bu satırlar çok hoşuna gitti derken diğer kütüğü okudu derken bir öbürü derken karşı duvardakiler masadaki yerinden kalkmış farkında olmadan kendi kendine dolaşmaya başlamıştı masadan masaya derken babası yanına geldi ve yerine oturmasını istedi. “Ne olur biraz daha okuyayım çok güzel şiirler var burada çok canım sıkıldı masada” deyiverdi. Babası şaşırmıştı zira o hiçbir şey talep etmeyen sessiz, sakin bir çocuktu. “Peki dedi gözüm üstünde okuma bitince hemen yerine gel yemeğini ye” Şiirlerin yarısı bile bitmemişti büyük bir keyifle okumaya devam ediyordu bunların bazısı galiba şarkıların sözleriydi. Bazılarını iyi biliyor okurken kendi kendine şarkıyı mırıldanmaya başlıyordu.

Derken tek başına oturan bir adamın masasının önüne geldi oradaki şiiri okumak için sandalyelerden birine oturması gerekiyordu utanarak adama baktı “ya kızarsa” dedi içinden. Adam uyuyor gibiydi gözleri yarı kapalıydı sanki. Bundan cesaret alarak tam karşısındaki sandalyeye adeta tırmandı zira buradaki şiir çok yukardaki bir kütüğe yazılıydı. Şiiri okumuş tam iniyordu ki adamın sesini duydu “Çok mu sevdin sen bunları?” “Yazıları mı? evet “ dedi” Çok güzeller ““sen de yazıyor musun peki? ““Bir tane yazmıştım öğretmen ödev vermişti, başka da yazmadım ama artık yazacağım”. “Arkadaşın yok büyüklerle canın sıkılmış anlaşılan, gel seninle bir oyun oynayalım ister misin? Ben sana bulmaca soracağım sen de bulmaya çalışacaksın ne dersin?” Olur” dedi zaten okunacak başka kütük de kalmamıştı. Adam “ Hadi bakalım o zaman dedi. Bir havuz varmış bu havuza bir saatte ……su akarmış kaç saatte…. Diye devam eden sorular sormaya başladı Kendisi böyle bir bulmacayı ilk defa duyuyordu çok değişik ve eğlenceli bulduğu bu sorulara hemen cevaplar vermeye doğru söylediğini öğrenince de sevinçten küçük kahkahalar atmaya başladı. Bu yarı uyuklayan zayıf, esmer ağabeye kanı kaynamıştı” Hadi diyordu bir tane daha sorun lütfen çok eğlenceli”

Derken babası yanında belirdi birden irkildi, babasına verdiği sözü tutmadığını fark etmişti. Bu sırada babası esmer genç adamdan özür diliyordu. “İstirham ederim diyordu adam çok zeki bir oğlunuz var hem şiire meraklı hem matematiği çok güçlü ben onunla arkadaş olmaktan çok memnunum” İstirham mı? İlk defa duymuştu bu kelimeyi ne demek bu istirham baba? derken anlatırım sonra diyen babası elinden tutup masaya geri götürdü onu.

Masalarına yeni biri oturmuştu genç, ufak tefek bir adamdı bu elinde bir müzik aleti tutuyordu " Şimdi size bestelerimden birini çalacağım izninizle” dedi ve

Elveda bütün hatıralar

Elveda bütün gençliğim

Gelmesin baharlar

Gelmesin yazlar

Bilinmesin karanlık mazim

Beni benden alan

Beni yalnız çalan

O sahte sözlere, yalancı gözlere,

Kapandığım dizlere

Elveda elveda hayata sizlere

Bilmez aktığı yeri su

Bir gençlik hikayesi bu

Elveda bütün hatıralar

Elveda bütün gençliğim

Şarkı bittiğinde annesi dahil masadaki bütün kadınların ağladıklarını fark etti, herkese bir hüzün çökmüştü. Fakat çok uykusu gelmişti başını annesinin kucağına koydu uyandığında evlerindeki yatağında buldu kendini. Sabah olmuştu bile.

Bir sonraki cumartesi doğum günüydü. Babası annesine kutlamayı geçen defa gittikleri arkadaşının restoranında yapmayı teklif etti. Doğrusu bunu duyduğuna çok sevinmişti “Bu sefer uyumayacağım” diye söz verdi kendi kendine “Bütün şarkıları ve hikayelerini dinlemeliyim” Hem o ağabeyi de bir daha görme ihtimali vardı. Sözleştikleri gibi o cumartesi yine Beyoğlu’ndaki o restorana gittiler fakat bu sefer aileler çocuklarıyla gelmişlerdi. Babası küçük beyaz bir pasta yaptırmıştı üstünde kiraza benzeyen kırmızı şekerlemeler vardı. Yenildi, içildi, resimler çekildi. Hatta gerdan kırılarak göbek bile atıldı. Tabii hediyeler de verildi. Çocuklardan daha çok büyükler eğlendi, arkadaşları teker teker uykuya dalarken aileler yavaş yavaş evlerine doğru yola koyuldular ve gece bitti. Sabah kahvaltısında babasına o esmer ağabeyi niye görmediklerini sordu babası “Üsteğmeni mi soruyorsun yavrum sahi dün gece yoktu galiba” dediğinde esmer ağabeyin aslında bir subay olduğunu öğrendi.

Aradan birkaç hafta geçmiş, okulların bitmesine az kalmıştı bir akşam babası iş dönüşü ona bir paket uzattı ve “Bak kimden gelmiş bu hediye sana bil bakalım” dedi. Heyecanla paketi açtığında içinden kırmızı plastik bir çantada rengarenk boya kalemleri çıktı. Merakla babasına baktığında ‘Arkadaşın üsteğmen doğum gününü kutladığımız gece oradaymış fakat bize görünmemiş. Bu hediyeyi de sana verilmesi için daha sonra restorana gelip arkadaşıma bırakmış.” Çok sevinmiş ve şaşırmıştı demek doğum gününde oradaymış “Keşke arkadaşlarım da onun bulmacalarını duysaydı” dedi babasına. “Artık bir dahaki sefere” demişti babası. O bir dahaki sefer hiç olmadı. Babası bir gece gelip “senin üsteğmen ağabeyin yüzbaşı olmuş” dediğinde bunun iyi bir şey olduğunu anlamıştı. “Pekiyi demişti onu yine görebilecek miyim? Hediye için teşekkür etmeliyim ona.” Sanırım pek mümkün değil bu dedi babası Yüzbaşı’nın Doğu’ya tayini çıkmış. O oldu bir daha ne yüzbaşıyı gördü ne de teşekkür edebildi lakin yıllar içinde istirham kelimesiyle birlikte nice yeni anlamlar öğrendi, nice havuz problemleri çözdü, nice duyulmadık şairlerin duyulmuş şiirlerini ve şarkı sözlerini ezberledi, sazlara gitti, neler öğrenmedi neler görmedi ki bu yaşına kadar? Ve baba oldu fakat küçük bir çocuğun gönlüne girmenin ne demek olduğunu bildiğinden hala emin değildi. “Babacığım deminden beri boya kalemlerine bakıyorsun hangisini alacaksın bana karar verdin mi? “Evet” dedi “Verdim şu kırmızı plastik çantada olanları”

 

Yorumlar